Aziz Dağtekin Yazdı
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye’nin en köklü siyasi partisidir. Kuruluşunun ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki önemli gelişmelerin baş aktörü olmuş, ancak zamanla bir dizi ideolojik ve pratik çelişkiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu çelişkiler, partinin tarihsel sürecinde sürekli olarak kendini tekrar etmiş, CHP’nin dününü, bugününü ve geleceğini şekillendiren bir faktör haline gelmiştir.
Birçok tarihçi ve siyasetçi, CHP’nin tarihindeki bu çelişkilerin partinin ideolojik derinliğinden ve stratejik yönelimlerinden kaynaklandığını öne sürmektedir. Ancak son yıllarda CHP’nin ideolojik kimliği, Atatürkçülükten daha farklı bir rotaya kaymaya başlamış, bunun da siyaseten derin yansımaları olmuştur. Bu yazımızda, CHP’nin Atatürk’e yaklaşımından, partinin günümüzdeki duruşuna kadar uzanan geniş bir perspektifte, tarihsel çelişkileri masaya yatıracağız.
ATATÜRK VE CHP, GÖLGEDE KALAN BİR EFSANE
Atatürk, Cumhuriyet’in kurucusu ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin simgesidir. CHP, Atatürk’ün mirasını ve ideallerini sahiplenmiş bir parti olarak kuruldu. Ancak zamanla, özellikle parti içindeki bazı grupların, Atatürk’ün Cumhuriyetçi ideallerine yönelik tavırları değişmeye başladı. Atatürk’ün fikirlerinin zamanla unutulmaya, onun izlediği yolu takip etmenin ise gerici bir çizgiye dönüştüğü düşünüldü.
Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu’nun belirttiği gibi, Atatürk’ün cenazesi, dönemin CHP yönetimi tarafından 15 yıl boyunca düzgün bir şekilde defnedilememiştir. Anıtkabir, Atatürk’ün vefatından hemen sonra yapılmak yerine yıllarca göz ardı edilmiş, bu süreçte Atatürk’ün mirası sanki bir eşya gibi köşeye itilmiştir. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan Atatürk’ün anıtı ve mezarı, partinin ve halkın ona olan borcunun en somut göstergesi olarak öne çıkmalıydı.
Bu durum, CHP’nin Atatürk’e yönelik çelişkili yaklaşımının bir simgesidir. Anıtkabir’in inşasında yaşanan gecikme, partinin kendisine biçtiği rol ile halkın beklediği liderlik arasındaki farkı gösteriyor. Cumhuriyetin temelleri üzerine oturan bir partinin, Atatürk’ün anısını yaşatmak yerine onu unutmaya, zamanla gölgelemeye çalışması, CHP’nin ideolojik bir kaymaya uğradığının ve tarihsel çelişkilerinin bir sonucudur.
İNÖNÜ VE SONRAKİ DÖNEM: DARBELERDEN SONRA GELEN GÖLGEDE KALMA ÇABASI
İsmet İnönü, Cumhuriyetin ikinci Cumhurbaşkanı ve Atatürk’ün en yakın silah arkadaşıydı. Ancak İnönü’nün, Atatürk’ün mirası ile kurduğu bağ, zamanla daha mesafeli bir hale gelmiştir. 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli bir rol oynayan İnönü, Atatürk’ün vefatının ardından Cumhurbaşkanlığına gelirken, zaman içinde daha otoriter bir yönetim anlayışını benimsemiştir.
CHP’nin ve İnönü’nün darbe dönemlerindeki tutumları, parti içindeki geleneksel yaklaşım ile toplumun evrimleşen beklentileri arasında bir çelişki oluşturdu. Cevizoğlu’nun belirttiği gibi, Atatürk öldükten sonra İnönü’nün hemen Cumhurbaşkanı seçilmesi, dönemin Türkiye’sinde egemenliğin ne kadar hızlı bir şekilde değişebileceğini gösteriyor. Bu noktada, CHP’nin Atatürk sonrası dönemdeki tutumu, İnönü’nün konumunu sürdürmek için yapılan siyasi hamlelerle şekillendi. Ancak bu çelişkili yaklaşım, partinin daha sonraki yıllarda halk nezdindeki itibarını olumsuz etkilemiştir.
BUGÜNÜN CHP’Sİ: İÇ ÇEKİŞMELER VE KILIÇDAROĞLU’NUN DÖNEMİ
Bugün, CHP, hem içsel hem de dışsal zorluklarla karşı karşıya. Partinin 6 Nisan 2025’teki kurultayı, bir kez daha partiyi yönetenler ile muhalefet arasındaki gerilimi gözler önüne serecek. Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmayacağını açıklaması, sadece bir yönetim değişikliği olasılığını işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda partinin içindeki derin krizlere de ışık tutuyor. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarındaki ifadeler, bir yandan partinin kendi içindeki çatlakları gösteriyor, diğer yandan da CHP’nin halkla bağ kurmakta ne kadar zorlandığını ortaya koyuyor.
Kılıçdaroğlu, “Aday olursan yüzüne tükürürler” söylemiyle, partideki iç çekişmeleri, tehditleri ve linç kampanyalarını dile getiriyor. Bu açıklama, partinin içindeki derin çelişkilerin ve özellikle de Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerin ne kadar sertleştiğini gösteriyor. Aynı zamanda, Kılıçdaroğlu’nun bu noktada, geçmişteki CHP liderlerinin, yani Atatürk ve İnönü’nün izlediği politikalardan farklı olarak, halkla daha doğrudan bir ilişki kurmayı amaçladığı söylenebilir.
Ancak bu yaklaşım, bir yanda CHP’nin kurucu değerlerinden kopan, diğer yanda ise mevcut siyaset dilinin halkla bağ kurma noktasındaki eksikliklerini gözler önüne seriyor. Kılıçdaroğlu’nun da belirttiği gibi, “Aday olursan taşlarlar” söylemi, siyasetin giderek daha sertleşen bir mücadeleye dönüşmesi ve partinin içindeki çekişmelerin siyasetin doğasına yansıması anlamına geliyor.
CHP’NİN ÇELİŞKİLİ DURUŞU VE GELECEK
CHP’nin tarihi, sürekli olarak bir değişim, dönüşüm ve çelişkiler yumağı içerisinde şekillenmiştir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in savunucusu olarak kurulan bu parti, zaman içinde hem kendi içindeki ideolojik kaymalarla, hem de dışarıdaki değişimlere tepki olarak farklı yönlere savrulmuştur.
CHP, Atatürk’ün mirasını sahiplenirken, zaman zaman bu mirasla çelişen bir tavır sergilemiş, özellikle Atatürk’ün ölümünün ardından İnönü’nün ve diğer liderlerin tutumları, partinin yönelimleriyle ilgili önemli soru işaretleri oluşturmuştur. Bugün de aynı şekilde, partinin iç çekişmeleri ve halkla kurduğu bağdaki zayıflıklar, CHP’nin tarihsel çelişkilerini daha da belirgin hale getirmektedir. Bu durum, CHP’nin gelecekte nasıl bir kimlik geliştireceğini ve halkla nasıl bir bağ kuracağını merak konusu yapmaktadır.
Sonuç olarak, CHP’nin bugünü, partinin dününe nasıl baktığı ve bu mirası nasıl dönüştürdüğüyle şekillenecektir. Bu tarihsel çelişkilerin partinin geleceğini nasıl etkileyip etkileyeceği, zamanla daha da netleşecektir. Bir diğer anekdot da şudur; CHP’nin Atatürk’ün mirasına bakış açısı, iç çekişmeleri ve halkla olan çelişkili ilişkisi, CHP’nin gelecekteki siyasi yöneliminin temel belirleyicileri olacaktır.