Aziz Dağtekin Yazdı
Bazı sözler vardır; söyleyene ağır gelir ama hayatın içinde karşılığını bulur.
“Bir defa satan, yine satar.”
Çünkü insanı anlatan, ne söylediği değil; menfaat karşısında ne yaptığıdır.
Vatanseverlikten bahsetmek kolay.
Milliyetçilikten söz etmek kolay.
“Namussuzluk yapmam, davamdan dönmem, vatanımı her şeyden çok severim” demek de kolay.
Asıl mesele, önüne makam geldiğinde ne yaptığın…
Para geldiğinde ne yaptığın…
Kariyer fırsatı çıktığında kimin yanında durduğun…
Dün söylediklerini bugün koltuk uğruna unutup unutmadığın…
İşte insanın gerçek yüzü burada ortaya çıkar.
Son günlerde siyaset sahnesinde de ilginç bir tablo görüyoruz.
Sahada yaklaşık yüzde 35 karşılığı olanlar “hain” ilan edilirken, sahada neredeyse hiç karşılığı olmayanlar “kahraman”, hatta “kurtarıcı” diye sunulabiliyor.
Ne garip hesap!
Sokakta başka, makam odasında başka…
Dün teşkilatın yükünü taşıyan, insanlarla omuz omuza yürüyen, yaptığı hizmetlerle bugün bile adı gıptayla anılanlar bir anda değersizleştiriliyor.
Hatta bazıları için tek kelime yetiyor:
“Hain!”
Buna karşılık dün sahada pek görünmeyenler, birkaç makam fotoğrafı ve biraz alkışla “davanın vazgeçilmezi” oluveriyor.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
“Bu kadar büyük adamdınız da biz mi göremedik?”
Çünkü bazen makam, insana kendisini olduğundan büyük gösterir.
Alkış da bu yanılgıyı besler.
Ama sokak başka bir şey söyler.
Saha başka…
İnsanlar başka…
Hafıza başka…
Kimse geçmişte yaptığı hizmetleri, bugün birkaç sıfatla yok edemez.
Kimse yıllarca verdiği emeği, bir kalemde “hainlik” yaftasıyla silemez.
Çünkü millet kimin ne zaman yanında olduğunu bilir.
Kim zor günde vardı?
Kim yağmurda yürüdü?
Kim makam yokken hizmet etti?
Kim makam gelince ortaya çıktı?
Bu soruların cevabı, kürsülerde değil sahada verilir.
O yüzden kimsenin kendisini nasıl tanımladığıyla fazla ilgilenmeyin.
İnsan kendisine istediği kadar “aslan” diyebilir.
Önemli olan ormanda nasıl yürüdüğüdür.
Çünkü aslanın artığıyla ancak çakallar doyar.
Kalleş olana da ne elinizi uzatın ne dilinizi kirletin.
Bırakın konuşsun.
Bırakın kendisini anlatsın.
Bırakın “vatansever”, “milliyetçi”, “dürüst”, “namuslu” desin.
Hatta kendisini isterse “davanın son kalesi”, isterse “kurtarıcı” ilan etsin.
Son sözü zaten söyledikleri değil, yaptıkları söyleyecek.
Çünkü gerçek itibar makamdan gelmez.
Makamla gelen alkış, makamla birlikte susabilir.
Ama hizmetle kazanılan saygı kolay kaybolmaz.
Bazıları koltuğa oturunca büyüdüğünü sanır.
Bazıları ise koltuktan kalktıktan yıllar sonra bile insanların gönlünde yerini korur.
Aradaki fark karakterdir.
İnsanın gerçek ederini de makamı değil, menfaatleri ortadan kalktığında gösterdiği karakter belirler.
Koltuk gider.
Alkış biter.
Kapılar kapanır.
Telefonlar susar.
Geriye insanın kendisi kalır.
O gün ne unvanın konuşur…
Ne makamın…
Ne de etrafındaki kalabalık.
Yaptıkların konuşur.
Hizmetlerin konuşur.
İnsanların hafızası konuşur.
Ve o zaman gerçek tablo ortaya çıkar:
Sahada kim vardı?
Kim sadece makamın gölgesindeydi?
Kim hizmetiyle anıldı?
Kim koltuğuyla?
İşte hayatın terazisi burada kurulur.
Makamla değil, karakterle tartar.
Gerçekten hizmet etmiş olanı ne kadar küçültmeye çalışırsanız çalışın, milletin hafızasından silemezsiniz.
Sahada hiç karşılığı olmayanı da ne kadar büyütürseniz büyütün, bir gün gerçek ölçüsüne döner.
Çünkü bazıları makamdan güç alır.
Bazıları ise gücünü milletin gönlünden alır.
Aradaki farkı anlamak için fazla uzağa bakmaya gerek yok.
Sokağa çıkmak yeterlidir.
Gerisi?
Sadece gürültüdür.
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz