Sanal medya porno platformu mu oldu?

Aziz Dağtekin Yazdı


Televizyona RTÜK, gazeteciye etik… Peki çocuğun elindeki telefona kim bakacak?

Şimdi biraz ayıp olacak ama soracağım.

Sosyal medya neyin medyası?

Haber mi?

Eğlence mi?

İletişim mi?

Yoksa artık adına “sosyal medya” dediğimiz şey, içinde her şeyin bulunduğu devasa bir dijital çöplük mü?

Çünkü bazen insanın telefonu eline alası gelmiyor.

Bir bakıyorsunuz şiddet.

Bir bakıyorsunuz müstehcenlik.

Bir bakıyorsunuz uyuşturucu propagandası.

Bir bakıyorsunuz kumar.

Bir bakıyorsunuz insanların özel hayatını teşhir eden görüntüler.

Bir bakıyorsunuz gençlerin psikolojisini lime lime eden içerikler.

Ve bütün bunların arasında çocuklar dolaşıyor.

Hem de çocuklar!

Şimdi soruyorum:

Bir televizyon kanalı çocuğun karşısına uygunsuz bir içerik çıkardığında RTÜK devreye giriyor.

Gazeteci bir kişiye iftira atarsa, hakaret ederse, kişilik haklarını ihlal ederse hukuken ve mesleki açıdan hesabını vermek zorunda.

Gazetede yayımlanan bir haberin sorumlusu belli.

Genel yayın yönetmeni belli.

Muhabiri belli.

Yazarı belli.

Adres belli.

Peki sosyal medyada adres neresi?

Bir içerik milyonlarca kişiye yayılıyor.

Çocuk görüyor.

Genç görüyor.

Aile görüyor.

Toplum görüyor.

Sonra?

“Algoritma yaptı.”

İyi de kardeşim…

Algoritmanın da mı dokunulmazlığı var?

Asıl mesele burada.

Biz sürekli içerik üreten kişiyi konuşuyoruz.

Oysa artık içeriği seçip önümüze getiren algoritmayı da konuşmamız gerekiyor.

Çünkü çocuğun karşısına her içerik tesadüfen çıkmıyor.

Bir sistem var.

Bir öneri mekanizması var.

Bir ticari model var.

Daha fazla izletmek isteyen bir düzen var.

Daha fazla ekranda tutmak isteyen bir hesap var.

Ve bunun sonunda çocuk telefonu bırakamıyorsa…

Acaba sorun sadece çocukta mı?

Dünyada da artık bu mesele böyle görülüyor.

Avrupa Birliği, çocukların dijital ortamda korunması için yaş doğrulama mekanizmaları geliştiriyor. Üstelik bunu yalnızca “18 yaşından küçükler girmesin” mantığıyla değil, mahremiyeti de koruyacak sistemlerle yapmaya çalışıyor.

AB’nin Dijital Hizmetler Yasası kapsamında çocukların zararlı içeriklerden korunması, bağımlılık oluşturabilecek tasarımların azaltılması ve platformların sistemik risklerle mücadele etmesi isteniyor.

Yetmedi.

Daha dün Reuters’ın aktardığı gelişme bize başka bir şey söylüyor:

Meta, Facebook ve Instagram’ın çocuklarda bağımlılık yaratacak şekilde tasarlandığı yönündeki suçlamalar nedeniyle ABD’de çok ciddi bir baskıyla karşı karşıya.

Yani dünya diyor ki:

“Platform senindir ama çocuk benim de çocuğumdur.”

Biz ne diyoruz?

“Bir şey olmaz.”

Oluyor kardeşim.

Hem de çok şey oluyor.

Şimdi gelelim Türkiye’ye.

Ben sosyal medya kapatılsın demiyorum.

Tam tersine.

Sosyal medya özgür kalsın.

Gazeteci yazsın.

Vatandaş eleştirsin.

Muhalif konuşsun.

İktidarı destekleyen de desteklesin.

İktidarı eleştiren de eleştirsin.

Ama özgürlük başka şeydir, başıboşluk başka şey.

Çocukların önüne pornografik içerik koymak özgürlük değildir.

Uyuşturucuyu özendirmek özgürlük değildir.

Çocuğu istismar eden içeriği yaymak özgürlük değildir.

İnsanların özel hayatını teşhir etmek özgürlük değildir.

Bir insanı linç sürüsünün önüne atmak özgürlük değildir.

Bunların adı özgürlük değil.

Bunların adı sorumsuzluktur.

İşte tam burada benim bir önerim var.

Adı da belli: Dijital Medya Güvenlik ve Etik Kurulu

Ama dikkat!

Yeni bir sansür kurulu istemiyorum.

Yeni bir “telefon dinleme merkezi” hiç istemiyorum.

Yeni bir siyasi baskı mekanizması da istemiyorum.

Tam tersine…

Bağımsız, şeffaf ve hesap verebilir bir yapı istiyorum.

İçinde bilişim uzmanı olacak.

Hukukçu olacak.

Çocuk gelişim uzmanı olacak.

Psikolog olacak.

İletişimci olacak.

Gazeteci olacak.

Akademisyen olacak.

Ve en önemlisi…

Siyasetçi olmayacak.

Bu kurul ne yapacak?

Platformları kapatmayacak.

Gazeteciyi susturmayacak.

Vatandaşın fikrini denetlemeyecek.

Ama diyecek ki:

“Ey dijital platform!

Türkiye’de milyonlarca kullanıcıdan para kazanıyorsun.

Reklam alıyorsun.

Veri topluyorsun.

İnsanların dikkatini satıyorsun.

O halde çocukların güvenliği konusunda senin de bir sorumluluğun var.”

Platform diyecek ki:

“Ben Amerikan şirketiyim.”

Kurul diyecek ki:

“Olabilirsin. Ama Türkiye’de hizmet veriyorsan Türkiye’deki kurallara uyacaksın.”

Bir de şu mesele var:

Biz bu platformlara milyarlarca lira reklam parası ödüyoruz.

Türkiye’deki şirketler reklam veriyor.

Esnaf reklam veriyor.

Kamu kurumları reklam veriyor.

Vatandaş içerik üretiyor.

Platformlar Türkiye’den ciddi ekonomik değer elde ediyor.

Peki biz karşılığında ne istiyoruz?

Çok basit:

Güvenli dijital ortam.

Bu kadar.

Platformların algoritmaları da denetlenmeli.

“Bu içerik neden bana önerildi?” sorusunun cevabı olmalı.

Bir çocuk hesabına neden yetişkin içeriği düşüyor?

Bir genç neden birkaç saat içinde aynı tür zararlı içeriklerin girdabına çekiliyor?

Neden bazı içerikler milyonlara ulaşıyor da bazıları görünmez oluyor?

Platform bu soruların hiçbirine cevap vermeden:

“Biz sadece teknoloji şirketiyiz.” diyebilir mi?

Hayır.

Çünkü artık sadece teknoloji şirketi değiller.

Onlar aynı zamanda toplumun davranışlarını etkileyen devasa medya şirketleri.

Ve burada gazeteci meslekdaşlarımıza da bir çift sözüm var.

Bizler yıllardır mesleğin namusunu korumaya çalışıyoruz.

Bir haberin kaynağını araştırıyoruz.

İddianın karşı tarafına söz hakkı veriyoruz.

Kişilik haklarına dikkat ediyoruz.

Basın ahlak ilkelerine uymaya çalışıyoruz.

Bazen bir cümleyi yazmadan önce üç kere düşünüyoruz.

Çünkü biliyoruz:

Yazdığımız sözün bir bedeli var.

Peki aynı hassasiyet neden sosyal medya şirketleri için de olmasın?

Neden bir gazeteci bir kişiyi haksız yere hedef gösterdiğinde sorumlu tutuluyor da milyonlarca kişiye içerik dağıtan sistem “algoritma” deyip kenara çekilebiliyor?

İşte benim itirazım buna.

Çocuklarımızı algoritmalara teslim edemeyiz.

Çünkü algoritmanın çocuğumuzun geleceği konusunda bir vicdanı yok.

Onun amacı başka:

Daha fazla tıklama.
Daha fazla izlenme.
Daha fazla süre.
Daha fazla reklam.

O yüzden artık şu cümleyi kurmanın zamanı geldi:

Çocuklarımız müşteri değildir!

Avrupa bunu tartışıyor.

Dünyanın birçok ülkesi yaş doğrulama, çocuk hesapları, algoritmik riskler ve platform sorumluluğu üzerine yeni modeller geliştiriyor. AB de 2026 içinde mahremiyeti koruyan yaş doğrulama çözümlerinin yaygınlaştırılması için çalışıyor.

Biz de kendi modelimizi oluşturabiliriz.

Hatta daha iyisini oluşturabiliriz.

Ama önce meseleyi doğru tarif edelim:

Sosyal medya düşmanımız değil.

Denetimsiz sosyal medya düzeni problemimizdir.

Şimdi son soruyu soruyorum:

Televizyonun ekranına bakıyoruz.

Gazetenin sayfasına bakıyoruz.

Radyonun yayınına bakıyoruz.

Hepsinde bir sorumluluk mekanizması var.

Ama çocuğumuzun cebindeki telefon…

Neden sahipsiz?

Ben buna itiraz ediyorum.

Sosyal medya kapatılsın demiyorum.

Sosyal medya kuralsız kalmasın diyorum.

Özgürlükler kısıtlanmasın.

Ama çocukların geleceği de algoritmaların insafına bırakılmasın.

Çünkü yarın çok geç olabilir.

Bugün çocuklarımızın elindeki telefonu denetlemekten korkarsak…

Yarın çocuklarımızın hayatını kimlerin yönlendirdiğini denetleyemeyiz.

Ve o zaman hep birlikte şu soruyu sorarız: “Biz nerede hata yaptık?”

Cevabı ise çok basit olur:

Çocuklarımızı korumamız gereken yerde, algoritmaların “aman canım, bir şey olmaz” yalanına inandık.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

Hayırlı Cuma Demek Kolay, Helal Yaşamak Zor!

Aziz Dağtekin’le Cuma Sohbeti Hayırlı Cumalar demek kolay, hayırlı insan olmak zor… Bugün cuma… Sosyal …

Bir yanıt yazın