At Diye Sırtına Aldığın Eşek, Gün Gelir Seni TEPER!

Aziz Dağtekin Yazdı


“At yerine koyup översen eşeği, her fırsatta teper seni.
Delinin eline verirsen değneği, kafası attıkça döver seni.
Yeri gelince koy lafı gediğine; ne tilkiye bey ne de ite paşa de…”

Bazı sözler vardır…

Bir kere söylersiniz, yıllarca yerini bulur.

Bazı gerçekler de vardır; söylemezsiniz, içinizde büyür.

Sonra bir gün bakarsınız ki sustuğunuz her şey, karşınıza koca bir duvar olarak çıkmış.

İşte bugün biraz o duvara bakma zamanı.

Çünkü dava adamlığı başka şeydir, dava üzerinden kendine makam devşirmek başka…

Ülkücülük başka şeydir, ülkücülüğü kendi tapulu malı zannetmek başka…

Milliyetçilik başka şeydir, milliyetçilik adına beylik taslamak bambaşka…

Biz yıllarca bazı insanlara “ülkü eri” dedik.

“Dava adamı” dedik.

“Bizdendir” dedik.

Hatalarını görmedik.

Eksiklerini görmezden geldik.

Hatta bazen öyle şeylere sustuk ki, bugün dönüp kendimize sormamız gerekiyor:

Biz sustukça doğru mu yaptık, yoksa yanlışların büyümesine mi yardım ettik?

Çünkü bazıları vardır…

Düne kadar başka bir kılıktadır.

Bugün başka bir kılığa girer.

Yarın başka bir makamın kapısında görünür.

Rüzgar nereden eserse yönünü oraya çevirir.

Ama her defasında aynı cümleyi kurar, “Ben davanın adamıyım.”

İyi de kardeşim…

Dava senin malın mı?

Ülkücülük senin tapulu arazin mi?

Milliyetçilik sana mı miras kaldı?

Kimse kusura bakmasın.

Bu dava, üç beş kişinin kişisel ikbal merdiveni değildir.

Bu hareketin bedelini ödeyenlerin, gecesini gündüzüne katanların, hiçbir makam beklemeden yanında duranların da hakkı vardır.

Hatta belki en çok onların hakkı vardır.

Asıl düşündürücü olan da burada başlıyor.

Davanın gerçek erleri dışarıda tutulurken, başıbozukların baş tacı edilmesi…

Sözüne sadık olanın unutulması…

Her döneme ayak uyduranın iltifat görmesi…

Yıllarca yük taşıyanın kenarda bırakılması…

Ama yükün ne olduğunu bilmeyenin sırtına madalya takılması…

İnsan ister istemez soruyor, Biz neyi ödüllendiriyoruz?

Sadakati mi?

Samimiyeti mi?

Yoksa yüksek sesle konuşmayı ve doğru zamanda doğru kişinin yanında görünmeyi mi?

Burada bir yanlış anlaşılma olmasın.

Kimsenin geçmişini, kişiliğini, özel hayatını didiklemek derdinde değiliz.

Bizim derdimiz başka.

Davanın itibarı.

Çünkü bir hareketi en çok dışarıdan gelenler değil, içeride yanlış yerde duranlar yorar.

Bir teşkilatı en çok muhalifleri değil, yanlış kişilere verilen sınırsız tolerans yıpratır.

Ve en tehlikelisi şudur:

Birileri kendisini vazgeçilmez zannetmeye başladığında…

Etrafındakiler de ona sürekli “evet” demeye başladığında…

Ortaya dava adamı değil, küçük bir saltanat çıkar.

Oysa ülkücülükte saltanat yoktur.

Sorumluluk vardır.

Sadakat vardır.

Fedakarlık vardır.

Tevazu vardır.

Duruş vardır.

Ve gerektiğinde kendi nefsine bile “dur” diyebilmek vardır.

Bir insanın makamı büyüdükçe egosu büyüyorsa, orada bir problem var demektir.

Çevresindeki insanların sayısı arttıkça eski dostlarını küçümsüyorsa, orada daha büyük bir problem vardır.

Kendisini eleştiren herkesi “düşman” ilan ediyorsa, artık mesele şahsını aşmıştır.

Çünkü eleştiriye tahammül edemeyen kişi, davayı değil kendisini merkeze koymuştur.

Bunu söylemek zorundayız.

Hem de açık açık.

Çünkü bazen en büyük iyilik, alkışlamak değil; uyarmaktır.

Bazen en büyük sadakat, susmak değil; doğruyu söylemektir.

Ve bazen davaya yapılacak en büyük hizmet, yanlış kişiye verilen iltifatı geri çekmektir.

Şimdi o meşhur sözün sonuna yeniden dönelim:

“Yeri gelince koy lafı gediğine; ne tilkiye bey ne de ite paşa de…”

Ne güzel söylemiş büyükler.

Çünkü herkese hak ettiği değeri vermek kibir değil, adalettir.

Eşeği at yerine koyarsanız…

Bir gün sırtınıza binmeye kalkar.

Elinizdeki değneği ehil olmayanın eline verirseniz…

Günün birinde o değnek size döner.

Ve yıllarca sustuğunuz insan, bir gün karşınıza dikildiğinde “Bunu nasıl görmedik?” diye sorarsınız.

İşte o gün çok geç olabilir.

Dava adamı olmak, davanın sahibi olmak değildir.

Hiç kimse ülkücülüğün tapusunu cebinde taşımaz.

Hiç kimse milliyetçiliğin mührünü kendi adına tescil ettiremez.

Bu dava, şahısların değil; ülkesine, milletine ve ülküsüne gönül verenlerin davasıdır.

O yüzden kimse kendisini vazgeçilmez sanmasın.

Çünkü vazgeçilmez olan şahıslar değil, davadır.

Ve unutulmasın:

Gerçek dava adamı, kendisini öne çıkaran değil; davayı kendisinin önüne koyandır.

Gerisi mi?

Gerisi biraz makam…

Biraz gösteriş…

Biraz alkış…

Biraz da “Ben olmazsam bu iş yürümez” hastalığıdır.

O hastalığın ilacı ise çok basittir:

Zaman.

Zaman herkese kim olduğunu gösterir.

Kimin gerçekten yürüdüğünü…

Kimin sadece yürüyormuş gibi yaptığını…

Kimin davayı taşıdığını…

Kimin davanın omzuna basarak yükselmeye çalıştığını…

Ve gün gelir, herkes kendi yerini bulur.

Çünkü hayatın değişmez bir kuralı vardır:

Atı eşekten, dava adamını da fırsat adamından ayırmak için bazen sadece biraz zaman gerekir.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

Denizolgun soruşturmasında kritik gelişme: Nurettin Demirkol cezaevine gönderildi

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Denizolgun’un …

Bir yanıt yazın