Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Bazen bir yazıyı okursunuz…
Üzerinden aylar geçer.
Sonra dönüp o yazıya tekrar bakarsınız.
Ve kendi kendinize sorarsınız:
“Acaba o gün yazılanların hangisi öngörüydü, hangisi siyasi kulis, hangisi tesadüf?”
2 Mart 2026 tarihinde sosyal medyada MHP Adana siyasetine ilişkin oldukça sert bir yazı kaleme alınmıştı.
İsimler veriliyor, kulislerden söz ediliyor, siyasi hesaplardan bahsediliyor, bazı isimlerin önünün kesilmeye çalışıldığı ileri sürülüyordu.
O gün yazılanların tamamının doğru olduğunu söylemiyorum.
Ama bugün dönüp baktığımızda, yazının bazı bölümlerinin gerçekleşmiş olması ister istemez yeni soruları beraberinde getiriyor.
Çünkü yazıda, İl Başkanı Yusuf Kanlı’nın yerine başka bir ismin getirileceği ve bu ismin ilçe başkanlığından geleceği yönünde bir iddia ortaya atılmıştı.
Bugün geldiğimiz noktada Yusuf Kanlı‘nın MHP Adana İl Başkanlığı görevi sona erdi.
Seyhan İlçe Başkanı Hakan Yıldırım, MHP Adana İl Başkanı olarak görevlendirildi.
Şimdi soruyorum:
Bu sadece bir siyasi değişim midir?
Elbette olabilir.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü insan ister istemez geçmişe bakıyor.
Ve geçmişe baktığında da başka isimler çıkıyor karşısına.
Hüseyin Sözlü…
Muharrem Varlı…
Bugün yaşanan tartışmaları yalnızca bugünün meselesi olarak görmek mümkün mü?
Yoksa MHP Adana’da yıllardır devam eden bir kulis, hizip, saf dışı bırakma ve siyasi pozisyon alma kültüründen mi söz ediyoruz?
İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.
ÖNCE HÜSEYİN SÖZLÜ…
Hüseyin Sözlü, MHP Adana siyasetinin uzun yıllar önemli aktörlerinden biri oldu.
Sonra hakkında çeşitli siyasi tartışmalar başladı.
Destekleyenler oldu.
Eleştirenler oldu.
Karşısında duranlar oldu.
Siyasi geleceği üzerinden hesaplar yapıldı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda ise şu soruyu sormak hakkımız:
Hüseyin Sözlü’nün siyasi etkisini kırmaya yönelik hamleler gerçekten sadece siyasi rekabet miydi?
Yoksa bunun içinde başka hesaplar da var mıydı?
Bu sorunun cevabını ben vermiyorum.
Ama siyasi tarih verir.
Çünkü siyasette bazen bugün yaşanan bir olayın anlamı, ancak yıllar sonra ortaya çıkar.
SONRA MUHARREM VARLI…
Muharrem Varlı da Adana MHP siyasetinde uzun yıllar önemli bir isim oldu.
Ve bugün kamuoyunda konuşulan bazı iddialara göre, onun siyasi çizgisini etkisizleştirmeye yönelik çeşitli girişimler yaşandı.
Bunların hangisi gerçekti?
Hangisi siyasi rekabetti?
Hangisi kulisti?
Hangisi kişisel hesaplaşmaydı?
Bunların hepsi ayrıca tartışılabilir.
Ama ortaya çıkan tablo insanı tek bir soruya götürüyor:
Neden hep aynı yöntem?
Bir isim güçlenince…
Birileri rahatsız oluyor.
Kulisler başlıyor.
Yeni hesaplar kuruluyor.
Yeni ittifaklar ortaya çıkıyor.
Birileri destekleniyor.
Birileri yalnızlaştırılıyor.
Ve sonunda siyasi dengeler değişiyor.
Peki bu böyle nereye kadar?
BU AYAK OYUNLARI NE ZAMAN BİTECEK?
İşte benim asıl sorum bu.
MHP Adana’da bu ayak oyunları ne zaman sona erecek?
Daha doğrusu…
Bunlar gerçekten ayak oyunu mu?
Yoksa biz yıllardır siyasi rekabeti yanlış mı okuyoruz?
Eğer bunlar yalnızca normal teşkilat içi rekabetse, neden bu kadar çok isim aynı tartışmaların içinde kalıyor?
Hüseyin Sözlü…
Muharrem Varlı…
Yusuf Kanlı…
Ve bugün yeni bir teşkilat yapılanması…
İsimler değişiyor.
Koltuklar değişiyor.
Ama tartışmanın kendisi değişmiyorsa, burada artık kişileri değil, sistemi konuşmak gerekir.
HANİ LİDER, TEŞKİLAT, DOKTRİN?
Ülkücü hareketin yıllardır söylediği üç kelime var:
Lider.
Teşkilat.
Doktrin.
Peki bu üç kelime bugün ne ifade ediyor?
Bir teşkilat mensubunun rahatsızlığı varsa…
Neden doğrudan teşkilat içinde konuşulmuyor?
Bir yöneticiyle ilgili itiraz varsa…
Neden yüzüne söylenmiyor?
Bir siyasi hesaplaşma varsa…
Neden kulislerde değil, açık siyasi zeminde yapılmıyor?
Varsa bir karın ağrınız…
Neden Yusuf Kanlı’nın yüzüne söylemediniz?
Neden?
Bu mudur teşkilat disiplini?
Bu mudur lidere sadakat?
Bu mudur ülkücülük?
Yoksa liderin yanında başka, kuliste başka konuşmak mı?
ÜLKÜCÜLÜK BİRAZ DA HAFIZADIR
Bir davayı savunduğunuzu söylüyorsanız, o davanın tarihini bilmek zorundasınız.
O davanın bedelini ödeyenleri bilmek zorundasınız.
O davanın şehitlerini bilmek zorundasınız.
Selçuk Duracık’ı…
Halil Esendağ’ı…
Ve daha nice ismi…
Bilmeden, tanımadan, anlamadan sadece bir rozet takıp:
“Ben ülkücüyüm.”
Demek yeterli midir?
İşte burada çok ciddi bir hafıza sorunu ortaya çıkar.
Çünkü ülkücülük yalnızca bir siyasi kimlik değildir.
Bir hafızadır.
Bir kültürdür.
Bir fedakarlıktır.
Bir duruştur.
Ve en önemlisi, makam değiştiğinde değişmeyen bir karakter meselesidir.
SİYASET KOLTUKLA ÖLÇÜLMEZ
Bugün birisi il başkanı olur.
Yarın görevden ayrılır.
Başka biri gelir.
Bu siyasetin doğasında vardır.
Makamlar gelip geçicidir.
Asıl mesele makamdan sonra geriye ne bıraktığınızdır.
Eğer yıllarca “dava” diyorsanız…
O davanın insanlarını birbirine düşürmemelisiniz.
Eğer “teşkilat” diyorsanız…
Teşkilatı kişisel kariyer basamağına çevirmemelisiniz.
Eğer “lider” diyorsanız…
Liderin huzurunda başka, kuliste başka konuşmamalısınız.
Ve eğer “ülkücüyüm” diyorsanız…
Dava arkadaşınızın siyasi yükselişinden neden rahatsız olduğunuzu önce kendinize sormalısınız.
MHP ADANA’NIN HAFIZA PROBLEMİ VAR MI?
Ben bugün kimseyi suçlamıyorum.
Kimse hakkında hüküm de vermiyorum.
Ama soru soruyorum.
Çünkü gazeteciliğin görevi bazen cevap vermek değil, doğru soruyu sormaktır.
Ve bugün MHP Adana’da sorulması gereken sorulardan biri de şudur:
Neden yıllardır aynı isimler üzerinden aynı siyasi tartışmalar yaşanıyor?
Neden her yeni dönemde eski hesaplar yeniden açılıyor?
Neden siyasi rekabet çoğu zaman açık mücadele yerine kulislerle anılıyor?
Ve en önemlisi: Bu ayak oyunları ne zaman bitecek?
Çünkü insanlar artık isimleri değil, yöntemi sorguluyor.
MHP Adana’da yeni bir dönem başladı.
Yeni il yönetimi oluşturuldu.
Yeni bir siyasi sayfa açıldı.
Şimdi herkesin önünde çok önemli bir fırsat var:
Geçmişin hesaplarını geleceğe taşımamak.
Teşkilatı güçlendirmek.
Kişisel hesapları değil, siyasi sorumluluğu öne çıkarmak.
Çünkü Adana’nın artık birbirinin ayağına basan değil, birbirinin yükünü taşıyan siyasetçilere ihtiyacı var.
Koltuk için değil…
Dava için.
Kişisel ikbal için değil…
Teşkilat için.
Kulis için değil…
Millet için.
Ve artık şu soruya cevap vermek gerekiyor:
Bu dava sizin için bir kariyer basamağı mı, yoksa gerçekten uğruna bedel ödemeyi göze aldığınız bir ülkü mü?
Çünkü zaman geçiyor.
İsimler değişiyor.
Makamlar değişiyor.
Yönetimler değişiyor.
Ama hafıza kalıyor.
Adana’nın hafızası da kolay kolay silinmiyor.
Ve belki de artık en büyük hesaplaşma kişilerle değil…
Yöntemlerle yapılmalı.
Çünkü asıl mesele: “Kim il başkanı olacak?” değil.
Asıl mesele: MHP Adana’da bundan sonra siyaset nasıl yapılacak?
İşte cevabı verilmesi gereken soru budur.
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz