Bir danışmanın görevden ayrılmasıyla bir devletin başka bir devlete boyun eğdiğini ilan etmek arasında dağlar kadar fark var. Fakat belli ki bazıları için siyasi polemik üretmek, olayların gerçek arka planını aydınlatmaktan daha cazip.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın Azerbaycan’daki başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına ilişkin açıklamalarının ardından görevinden ayrıldığını söylemesi, elbette tartışılabilir. Saral’ın kendi beyanı, bu açıklamalarla ayrılık kararı arasında bir bağlantı olabileceğine işaret ediyor. Ancak buradan hareketle, “Aliyev istedi, Erdoğan boyun eğdi” hükmünü vermek, kanıtlanmış bir gerçeği değil, siyasi bir yorumu manşete taşımaktır.
İşte tam da burada Azad Söz’e şu soruyu sormak gerekiyor: İddianızın dayanağı ne?
BİR GÖREV DEĞİŞİKLİĞİNDEN TESLİMİYET HİKÂYESİ ÇIKARMAK!
Azerbaycan merkezli Azad Söz’ün paylaşımı, Saral’ın görevden ayrılmasını Aliyev’in talebine boyun eğilmesi olarak yorumluyor. Ancak kamuoyuna yansıyan bilgiler, bu iddianın kesinleşmiş bir olgu olarak sunulmasına yetmiyor.
Diplomaside görüşmeler olur, rahatsızlıklar dile getirilir, değerlendirmeler yapılır. Fakat bir görev değişikliğinin hangi gerekçelerle gerçekleştiği açıklığa kavuşmadan, meseleyi doğrudan bir liderin diğerine diz çöktürmesi olarak sunmak gazetecilikten çok siyasi hüküm vermeye benziyor.
Üstelik bu iddia, sıradan bir siyasi tartışmanın da ötesine geçiyor. Çünkü hedef tahtasına yalnızca bir danışman değil, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ilişki konuluyor.
Bir danışmanın ayrılması, Türkiye’nin Azerbaycan karşısında teslim olduğu anlamına gelmez. İddia büyükse, kanıtı da büyük olmalıdır!
PEKİ, ALİYEV KİME DİZ ÇÖKTÜRMÜŞ?
Şimdi gelelim meselenin en çarpıcı sorusuna.
İlham Aliyev bugüne kadar kime diz çöktürmüş ki Recep Tayyip Erdoğan’a diz çöktürsün?
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası siyasette kendi kararlarını, önceliklerini ve pazarlıklarını yürüten bir liderdir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de kendi ülkesinin çıkarlarını savunan bir devlet başkanıdır. İki lider arasındaki ilişkiyi, biri diğerini yönetiyormuş gibi anlatmak hangi somut veriye dayanıyor?
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, birinin diğerine emir verdiği bir ast-üst ilişkisi değildir. İki ülkenin ortak çıkarları, güvenlik meseleleri, ekonomik bağları ve bölgesel hedefleri vardır.
Elbette müttefikler arasında görüş ayrılıkları yaşanabilir. Elbette diplomatik temaslarda karşılıklı beklentiler dile getirilebilir. Ancak her anlaşmazlığı bir tarafın diğerine boyun eğmesi şeklinde okumak, siyaseti karikatürleştirmekten başka ne işe yarar?
Erdoğan’ın bir kararını beğenmemek başka, o kararı kanıt olmadan Aliyev’e bağlayıp Türkiye’nin iradesinin teslim alındığını iddia etmek bambaşka!
KARDEŞLİK İLİŞKİSİNİ KİMİN ÜZERİNDEN YIPRATIYORSUNUZ?
Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkileri kişilerin günlük siyasi tartışmalarından çok daha geniş bir zemine dayanıyor. Bu ilişkiyi yalnızca liderler arasındaki güç gösterisine indirgemek, iki ülkenin halklarının ortak tarihini, dayanışmasını ve stratejik iş birliğini görmezden gelmektir.
Peki, Azerbaycan’daki başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı meselesi önemsiz mi? Elbette hayır. Eğitim hakkı, inanç özgürlüğü ve ayrımcılık iddiaları ciddiyetle ele alınmalıdır. Bir uygulama eleştiriliyorsa, o eleştiri somut olaylar ve doğrulanabilir bilgiler üzerinden tartışılmalıdır.
Fakat bir hak meselesini savunmakla, aynı mesele üzerinden iki ülkenin liderleri arasında kanıtsız bir güç mücadelesi kurgulamak aynı şey değildir.
Saral’ın açıklamalarının ardından yaşananların gerçek gerekçesi şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Ankara’nın da Bakü’nün de kamuoyunun merak ettiği sorulara açık yanıtlar vermesi, spekülasyonların önünü kesecektir.
Ancak açıklama beklemek başka, açıklama gelmeden hüküm dağıtmak başkadır.
ASIL SINAV, MANŞETLERİN DEĞİL GERÇEKLERİN SINAVI!
Azad Söz’ün yorumundaki temel sorun, henüz kesin biçimde ortaya konulmamış bir ilişkiyi siyasi bir sonuç gibi sunmasıdır. Eğer Aliyev’in Saral’ın görevden ayrılmasını istediğine ve kararın bu talep üzerine alındığına dair somut kanıtlar varsa, bunlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Yoksa bir iddiayı tekrar tekrar dile getirmek, onu gerçeğe dönüştürmez.
Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da eleştiriden muaf olmadığı açıktır. Hiçbir liderin kararı sorgulanamaz değildir. Ancak eleştiri, kanıtla güç kazanır; kanıtsız suçlama ise yalnızca gürültü üretir.
Bir danışmanın görevden ayrılması üzerinden Erdoğan’ın Aliyev’e diz çöktüğünü ilan etmek, gerçeği açıklamak değil, gerçeğin yerine siyasi bir senaryo koymaktır.
Ve son bir soru:
Azad Söz, gerçekten Türkiye’nin Azerbaycan karşısında geri adım attığını mı kanıtlamak istiyor, yoksa iki ülke arasındaki ilişkiyi bir liderin diğerine üstünlüğü üzerinden mi tartışmaya açıyor?
Bu sorunun cevabı, atılan manşetten çok, ortaya konulacak kanıtlarda saklı.
Çünkü Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ne bir sosyal medya paylaşımına sığar ne de bir görev değişikliğiyle “teslimiyet” hikâyesine dönüştürülebilir.
Kardeşlik, sloganlarla değil; karşılıklı saygı, bağımsız irade ve gerçeklerle ayakta kalır.
Ve unutulmamalıdır: Birinin diz çöktüğünü söylemek kolaydır. Asıl mesele, bunu kanıtlayabilmektir!
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz